Işıkla Kurulan Bağlar: Grimanesa Amorós Contemporary Istanbul’da
Contemporary Istanbul’un 20’nci edisyonuna özel dünyaca ünlü ışık sanatçısı Grimanesa Amorós, The Peninsula İstanbul’da “Passage” ve “Maritime” eserleriyle sanatseverlerle buluşuyor. Biz de bu heyecanlı buluşma öncesi başarılı sanatçı ile bir araya geldik.
Röportaj: Ceylan YENİACUN – [email protected]
Işık sanatçısı Grimanesa Amorós için düşündürmek. “Işığın insanlar, mimari, çevre ve hatta kendileri arasında nasıl bağlar kurabileceğini araştırıyorum. Işık geçici bir şey; sevdiğim tarafı da sahip olunamaması. Ama insanları bir araya getirme gücüne sahip. Her ışık sekansı, her heykel; izleyici, mekân ve eser arasında bir denge yaratarak tek bir bütün haline geliyor.”
Sanatınızı “bilinmeyenin romantizmi” olarak tanımlıyorsunuz. İstanbul’da ürettiğiniz eserlerde bu yaklaşım nasıl hayat buluyor?
Genellikle ışık sekanslarım aracılığıyla. Bu süreci, mekânda fiziksel olarak var olana kadar tamamlamıyorum. Ortamı hissetmem, eserin mekânda nasıl nefes aldığını görmem gerekir. Ancak o zaman besteleme sürecine başlarım. Işığın her saniyesini, tıpkı nota nota yazılmış bir müzik gibi programlıyorum. Bu süreç tamamen sezgisel; ritim, sessizlik, duraklama ve enerjiden oluşuyor. Işıklar ilk kez yanıp eser hayat bulduğunda hissettiğim heyecan bambaşka oluyor. O anda artık bir eskiz ya da fikir olmaktan çıkıyor, izleyiciyle paylaşılacak bir deneyime dönüşüyor.
Sizin için ışık yalnızca bir araç değil, aynı zamanda bir dil. Sizce bu dil en güçlü anlarını ne zaman buluyor?
Hepimiz çok meşgulüz, sürekli hareket halindeyiz. Ancak ışığın bizi durdurmak gibi olağanüstü bir gücü var. Bizi içine çekiyor, yoğun tempomuzdan uzaklaştırıyor ve sadece bir anlığına bile olsa düşünmeye, hissetmeye ve o ışığın bize aslında ne ifade ettiğini keşfetmeye davet ediyor.
Peru’dan New York’a uzanan yolculuğunuz kariyerinizi şekillendirdi. Bu kültürel çeşitlilik sanat pratiğinizi nasıl etkiledi?
Peru’nun kültürel mirası işime derin bir şekilde etki ediyor; özellikle de ışık ve mekânı heykelsi formlar aracılığıyla keşfetme biçimimde. Örneğin “UROS HOUSE” eserim, Titicaca Gölü’nde totora kamışlarından yapılmış yüzen adalarda yaşayan Uros halkından ilham alıyor. Onların doğayla kurduğu bu özgün ilişki, malzemelere yaklaşımımı ve ışıkla yaratma sürecimi şekillendiriyor. Peru’nun ruhu, manzaraları, gelenekleri ve yenilenme döngüleri yaratıcı süreçlerimin merkezinde yer alıyor. Eserlerim, Peru kültürünün direncini tarih ve maneviyatı bir araya getirerek bugüne taşıyor. Heykellerimle kültür ve ışığın buluştuğu anlamlı mekânlar yaratmaya çalışıyorum. New York ise bambaşka bir ilham kaynağı. Sürekli hareket ve yoğunluk içinde, tutkuyla, azimle ve kararlılıkla hayallerin gerçeğe dönüşebileceğini öğretti bana. Yolum kolay değildi; özellikle sanat eğitimi almadığım için. Ancak New York bana inatçılığı, enerjiyi ve kendi yolumu çizme cesaretini verdi. Şehrin farklı mimari stilleri ve cesur bireyselliği de perspektifimi şekillendirdi. Bugün hâlâ hem Peru hem de New York, sanatımı besleyen iki büyük ilham kaynağı.
Sanatınızda su, hareket ve geçiş gibi evrensel temalar öne çıkıyor. Sizce bu temalar farklı coğrafyalarda izleyicilerde aynı duyguyu mu uyandırıyor, yoksa kültüre göre değişiyor mu?
Bence sanat deneyimi kişisel bir yolculuk. Kimileri eserlerimdeki mühendisliğe hayran kalıyor, kimileri kavramsal boyutuna bağlanıyor, kimileri de ardındaki niyet üzerine düşünmeyi seviyor. Kültür elbette algıyı şekillendirebilir, ama sanat aynı zamanda bireysel olduğu kadar toplulukla paylaşılan bir deneyimdir.
Işık sanatının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Her seferinde tek bir eserle de olsa dünyayı aydınlatmaya devam eden, büyüyen bir ifade alanı olarak.
Işığı ya da teknolojiyi ifade aracı olarak kullanmak isteyen yeni kuşak sanatçılara ne tavsiye edersiniz?
Babamın bana söylediği gibi: “Grimanesa, çık dışarı ve bunu sen gerçekleştir.” Eğer bir hayalin ya da vizyonun varsa, bunu kendin için hayata geçir. Zekân, iraden ve kararlılığınla, tabii ki sayısız çalışma saatini de ekleyerek, o hayali gerçeğe dönüştürebilirsin. Biz kendi olasılıklarımızı ve yollarımızı kendimiz yaratıyoruz.
İstanbul’daki serginizden sonra izleyicilerin zihinlerinde nasıl bir iz bırakmak istersiniz?
Benim için tüm işlerimde en önemli unsur, izleyiciyi düşündürmek. Işığın insanlar, mimari, çevre ve hatta kendileri arasında nasıl bağlar kurabileceğini araştırıyorum. Işık geçici bir şey; sevdiğim tarafı da sahip olunamaması. Ama insanları bir araya getirme gücüne sahip. Her ışık sekansı, her heykel; izleyici, mekân ve eser arasında bir denge yaratarak tek bir bütün haline geliyor.
Contemporary Istanbul’un 20’nci yılında burada olmak sizin için ne ifade ediyor?
Son 20 yılda bu fuar, Doğu ile Batı arasında kültürel bir köprü kurarak İstanbul’u çağdaş sanatın küresel bir merkezi haline getirdi. Benim için İstanbul, her zaman kültürlerin, tarihlerin ve fikirlerin buluştuğu ilham verici bir şehir oldu. Bu yönü, ışığı, teknolojiyi ve kültürel hafızayı bir araya getiren işlerimle de örtüşüyor. Bu özel yılda burada olmak yalnızca ışık heykellerimi sergilemek değil, aynı zamanda sanatın insanları buluşturan ve anlamlı diyaloglar başlatan gücünü kutlamak demek. 20’nci yıl, geleceğe bakmak için de bir fırsat. Bu proje, fuarın dönüşüm ve keşif geleneğini devam ettirirken, izleyicilere hem kişisel hem de kolektif düzeyde yankı uyandıracak güzel bir deneyim sunuyor.
“IŞIK GEÇICI BIR ŞEY, SEVDIĞIM TARAFI DA SAHIP OLUNAMAMASI. AMA INSANLARI BIR ARAYA GETIRME GÜCÜNE SAHIP.”
Following the Light
For the 20th edition of Contemporary Istanbul, world-renowned light artist Grimanesa Amorós will be meeting art lovers with her works “Passage” and “Maritime” at The Peninsula Istanbul. We met with the accomplished artist before this exciting event.
Interview: Ceylan YENİACUN – [email protected]
A thought-provoking piece for light artist Grimanesa Amorós. I explore how light can create connections between people, architecture, the environment, and even themselves. Light is fleeting; that’s what I love about it: it can’t be possessed. But it has the power to bring people together. Every light sequence, every sculpture, creates a balance between the viewer, the space, and the work, becoming a single whole.
You describe your art as “the romance of the unknown.” How does this approach come to life in the works you create in Istanbul?
Usually through my light sequences. I don’t complete this process until I’m physically present in the space. I need to feel the environment, see how the work breathes within it. Only then do I begin the composing process. I program every second of light, like a piece of music written note by note. This process is completely intuitive; it consists of rhythm, silence, pause, and energy. The excitement I feel when the lights first come on and the work comes to life is something else entirely. At that moment, it ceases to be a sketch or an idea; it becomes an experience to be shared with the viewer.
For you, light is not just a tool; it’s also a language. When do you think this language finds its most powerful moments?
We are all very busy, constantly on the move. But light has the extraordinary power to stop us. It draws us in, distracts us from our busy schedules, and invites us, even if just for a moment, to think, to feel, and to discover what that light truly means to us.
Your journey from Peru to New York shaped your career. How has this cultural diversity influenced your artistic practice?
Peru’s cultural heritage deeply influences my work, particularly in how I explore light and space through sculptural forms. For example, my piece “UROS HOUSE” is inspired by the Uros people, who live on floating islands made of totora reeds on Lake Titicaca. This unique relationship they established with nature shapes my approach to materials and my process of creating with light. Peru’s spirit, landscapes, traditions, and cycles of renewal are at the heart of my creative process. My works bring the resilience of Peruvian culture to the present day, bringing together history and spirituality. I strive to create meaningful spaces where culture and light meet through my sculptures. New York, however, is a completely different source of inspiration. It taught me that dreams can become reality with constant movement and intensity, with passion, perseverance, and determination. My path wasn’t easy, especially because I didn’t have an art degree. However, New York gave me stubbornness, energy, and the courage to forge my own path. The city’s diverse architectural styles and bold individuality also shaped my perspective. Today, both Peru and New York remain two major sources of inspiration that nourish my art.
Universal themes like water, movement, and transition are prominent in your art. Do you think these themes evoke the same emotions in viewers across geographies, or do they vary depending on culture?
I believe the artistic experience is a personal journey. Some admire the engineering in my works, some gravitate towards their conceptual dimension, and some enjoy contemplating the intention behind them. Culture can certainly shape perception, but art is also a shared experience, both individual and communal.
What do you see as the future of light art?
As a growing field of expression that continues to illuminate the world, even if only one work at a time.
What advice would you give to the new generation of artists who want to use light or technology as a medium of expression?
As my father used to say to me: “Grimanesa, go out and make it happen.” If you have a dream or a vision, make it happen for yourself. With your intelligence, willpower, and determination, and of course, countless hours of practice, you can make that dream a reality. We create our own possibilities and paths.
What kind of impression would you like to leave on viewers’ minds after your exhibition in Istanbul?
For me, the most important element in all my work is to make the viewer think. I explore how light can create connections between people, architecture, the environment, and even themselves. Light is ephemeral; what I love about it is that it can’t be possessed. But it has the power to bring people together. Every light sequence, every sculpture, creates a balance between the viewer, the space, and the work, becoming a single whole.
What does it mean to you to be here for the 20th anniversary of Contemporary Istanbul?
Over the past 20 years, this fair has built a cultural bridge between East and West, transforming Istanbul into a global hub for contemporary art. For me, Istanbul has always been an inspiring city where cultures, histories, and ideas meet. This aspect resonates with my work, which combines light, technology, and cultural memory. Being here in this special year isn’t just about showcasing my light sculptures; it’s also about celebrating the power of art to bring people together and spark meaningful dialogue. The 20th anniversary is also an opportunity to look to the future. This project continues the fair’s tradition of transformation and discovery, offering viewers a beautiful experience that will resonate on both a personal and collective level.
“LIGHT IS A TEMPORARY THING, AND WHAT I LOVE ABOUT IT IS THAT IT CAN’T BE OWNED. BUT IT HAS THE POWER TO BRING PEOPLE TOGETHER.”
Read the Alem Magazine article here.
