Işığın dilini kullanan Perulu sanatçı İstanbul’da
Işığı sanatının dili haline getiren Perulu Grimanesa Amorós, 20. CI bünyesinde, The Peninsula Istanbul için ürettiği eserlerle kentin ruhuna yorumunu katıyor
Annesinin 1972 yılında New York’tan gönderdiği, şehrin ışıklı siluetini gösteren bir kartpostaldan çok etkilenen Perulu sanatçı Grimanesa Amorós, yıllar sonra o şehre taşınıp ışığı sanatının dili haline getirerek ürettiği eserlerle, bu kez kendi yorumuya şehri aydınlatacaktı. Akılda kalan işlerinden The Peninsula New York’ta Genel Müdür Jonathan Crook ile gerçekleştirdiği proje, bugün 10. yılını dolduruyor. Şimdi ise Contemporary Istanbul’un 20. yılı vesilesiyle, aynı zamanda The Peninsula Istanbul’un ilk Art in Resonance sergisi kapsamında, yine Crook ile bir araya gelerek Passage ve Maritime adlı iki yeni eser üretti: Biri otelin tarihi saat kulesine, diğeri lobisine yerleştirilen eserler 24 Eylül’den ekim sonuna kadar ziyaret edilebilecek.
The Peninsula İstanbul’un bahçesinde buluştuğumuz Amorós, heyecan ve tutkuyla sorularımızı yanıtladı.
Gerçek bir mükemmiyetçi olarak, dilini bilmediğiniz ülkelerde yerel ekiplerle kurulum yapmak nasıl bir süreç?
Tüm ekibimi yanımda getiremiyorum ama son 20 yılıdır yalnızca onların yapabildiği işleri bilen, ad eta geniş ailem saydiğim özel bir ekiple seyahat ediyorum. Bunun dişinda yerel ekiplerle çalışmayı çok seviyorum. Elbette kolay değil ama aynı zamanda harika; çünkü bu sayede gittiğim yerin kültürünü gerçekten tanıyabiliyorum. Onlar her zaman şunu söylerim: “Bu işler aslında benim için değil, halk için. Bu kez de İstanbul’daki insanlar için yapıyoruz.”
Bogaz’ın enerjisi benim için hep büyüleyici oldu
Bu projeden önce İstanbul ile ilişkiniz nasıldı?
Istanbul benim için hep “elektrik yüklü”, çok canli bir sehir oldu. Ispanyolcada “fosforo” (kibrit) deriz, kibrit çöpünü yakarsin ve hemen bir kivilcim çikar; iste bana hep öyle bir enerji verdi. ilk kez 1988’de gelmistim ve inanilmazdi. O dönem pazar yerleri bugünkü gibi degildi, çok daha kaotik bir atmosfer vardi. Insanlarin bagirarak alisveris yaptigi, büyük bir düzensizlik gibi görünen ama aslinda mükemmel isleyen bir ritim vardi. Bu yanini çok sevmistim. Istanbul’un iki kitayi birbirine baglayan cografyasi, Bogaz’in enerjisi benim için her zaman büyüleyici oldu.
Maritime ve Passage, The Peninsula Istanbul için özel ürettiginiz eserler. ilham kaynaginiz neydi?
Istanbul’a birkaç kez gelmis olsam da her yeni projeye mutlaka derin bir arastirmayla baslarim. Tarihi çok severim, dolayisiyla hem ülkenin hem de sehrin eçmisini detaylica incelerim. Ayrica babam mühendis oldugu için mimariye de ayri bir ilgim var. Bu proje için de yapinin tarihini, özellikle saat kulesini arastirarak basladim. Hafta sonlan stüdyomu kapatip yalniz kalir, bu bilgilerle çalismaya oturur ve çok sayida eskiz yaparim. Zaman benim için çok klymetli bir tema ve Istanbul’un kültürel mirasinda da sürekli hissedilen bir unsur. Bu yüzden lobiye yerlestirilen Passage ile diger eseri birbirine “zamanin dalgasi” üzerinden baglamak istedim. Kirmizi rengi seçmemin nedeni kisisel bir tercih olmasinin yani sira Türkiye bayraginin rengi olmasi, bana sürekli hareketi ve canliligi hatirlatiyor. Maritime ise isminin de kökeninde oldugu gibi denizlerle baglantili, burada maviyi ve siyah tüpleri tercih ettim. Amacim, bu eserlerin bir dekorasyon unsuru gibi degil, izleyiciyi düsündüren ve “Bu neden burada?” sorusunu sorduran gerçek bir sanat eseri olarak algilanmasiydi. Benim icin egitimin çok önemli bir yeri var. Kamuya açik isler yapmayi bu yüzden seviyorum, çünkü herkes kendi bakis açisiyla bir seyler ögrenebiliyor. Kimi mühendisler gelip sadece elektriksel donanimi soruyor, kimi de sanat müzelerine asina olmasa bile merak edip ögrenmek istiyor. iste benim için asil degerli olan bu etkilesim. Ayrica göç kavrami benim için çok anlamli, çünkü ben de New York’a göç ettim ve bugün hâlâ sürekli farkli ülkelere gidip geliyorum. Istanbul da tarih boyunca göçün, vedalarin ve karsilamalarin merkezi olmus. Insanlarin “hosça kal” ve “merhaba” dedigi, bekleyis ve heyecan yasadigi bir liman… Mimari, zaman içinde farkli islevler kazanabiliyor. Bazi yapilar hiç degismez ama bazilari dönüsür. Otelin oldugu bina da öyle. Once liman, sonra posta ofisi, bugün ise otel… Ama özü. ayni: Insanlar buraya hep geldiler ve git tiler. Simdi de dünyanin dört bir yanindan insanlar otele geliyor; yine bir göç, bir akis yaçaniyor. Bu döngüsellik benim için çok etkileyici.
To read more on the Oksijen website, click here

